Bir Falcının Kendi Kaleminden Hayatı ( Mistik Abla ) 3. Bölüm


Bir Falcının Kendi Kaleminden Hayatı ( Mistik Abla ) 3. Bölüm


3 Bölüm --  SEANS

   Annem panik içerisindeydi ve ben ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordum..Süleyman Amca, bunu yaparken babamla ikisinin odada olması gerektiğini söyledi ve babamla birlikte  gündüz cam şişeyi kırdığım odaya gittiler...Biz diğer odada bekliyorduk ve pür dikkat herkes Süleyman Amcanın sesine odaklanmıştık..''.Sandalyeye oturun Hüseyin Bey'' dediğini duydum, sonra '' gözlerini kapat ve odaklan bir ışık göreceksin'' dedi.
Süleyman Amca, Arapça sözler söylemeye başladı ve her cümlenin sonuna zat-ı .... değişik isimler zikrediyordu. Bu hemen hemen yarım saat yada kırk beş dakika kadar sürmüştür. Süleyman Amca içeride birileriyle konuşuyordu ve ona babamla ilgili sorular soruyordu. Babama ''bir ışık görüyor musun? '' dedi ve babam ''hayır '' cevabını verdi.
Süleyman Amca - ''Onlar seni görüyorlar ve senin deden evliya Hasan, senin annen çocuklarından 3 tanesini kaybetmiş, 3 tanesi hayatta, senin yerleşeceğin yer eşinin memleketi olacak '' dedi ve odadan çıktılar.
 
 Ben hemen odada kiminle konuştuklarını görmek için gittim, yanan gaz lambasının ışığında her yer loştu ve içeride kimsecikler yoktu. Ben anlam veremiyordum fakat annem ve babam epey şaşkındılar bu duruma...Babam, cevapların hepsinin doğru olduğunu söyledi ve başladı anlatmaya...
 - Beydağ/ Aktepe köyünde babamın dedesi varmış. Bu dede çok saf kalpli, iyi niyetli, namazında niyazında, kimseye öf bile demeyen biriymiş. Aşure ayında eşi aşure yapıyor bizim Hasan Dede komşularına dağıtıyormuş. Bizim nine son aşureyi bakır bir tasa doldurmuş ve Hasan Dedemin eline vermiş, o an Hasan Dedemin gözleri dolmuş;çok sevdiği arkadaşı o zamanlar Hacca gittiği için ona aşure ikram etmek nasip olmadığından çok üzülmüş ve ''Halil de aşureyi çok severdi, keşke Halil'in yanına gidip bu aşureyi ona ikram edebilseydim'' demiş ve demesiyle kendini Halil'in yanında  Kabe-i Muazzama' da buluvermiş hemde elindeki aşure tasıyla. Halil çok şaşırmış, ''sen nasıl geldin'' bizim Hasan Dede ''gönülden senin yanına gelmeyi ve bu aşureyi sana vermeyi geçirdim'' demiş, tası Halil'e vermiş ve tekrar evine geri dönmüş, herşey saniye hızında gerçekleşmiş, belki de ışık hızında...Nine tası sormuş, ''tas nerede? '', Hasan Dede '' ben onu Halil'e verdim '' demiş, nine inanmamış. Sonra bizim temiz kalpli Hasan Dede bu olayı dışarıdaki ahbaplarına anlatmış ama temiz ve saf kalpli bir kişi olduğu için '' hadi be sende deli'' demişler ve inanmamışlar...
Aradan aylar geçiyor, Hasan Dedemin arkadaşı Halil elinde bakır tasla köye geliyor ve herkese müjdeliyor bu olayı.O günden sonra herkes Hasan Dedemin ''Ermiş'' olduğunu anlıyor... Tabi köy ahalisi şaşkın ve utanarak Hasan Dedemden af dileyip, saygı duymaya başlıyorlar . 
Arkadaşı Halil Hasan Dedemin yanına varıp hasret gideriyorlar ve bakır tasını geri veriyor.''O meşhur bakır tas senelerce kuşaktan kuşağa aktarıldı ve en son bana verildi'' dedi...
-Gelelim annemin çocuklarını kaybetme mevzusuna ;-'' evet annemin ilk eşinden 3 çocuğu olmuş ve 3 tanesi de hastalıktan vefaat etmiş ,biz 2. evliliğinden olan 3 kardeşiz'' dedi.
Süleyman Amca '' hayır o öyle olmamış, bu sübyanlara cinler musallat olup öldürmüşler , zatlar söylüyor '' dedi..Babam bu konuda bizi korkutmamak için yorum yapmadı.
- ''Emekli olunca eşimin memleketine yerleşmek istiyorum, sağolsun memuriyet hayatımda o da gurbet yaşadı, anasından, babasından, kardeşlerinden ayrı kaldı, artık birazda hanım rahat etsin istiyorum, ben ölsem kalsam benim memleketimde tek başına yapamaz '' dedi...
Sonrasında  '' biz müsaadenizi isteyelim Süleyman Bey , saat epey geç oldu '' dedi ve ailecek evimize gittik...
İlerleyen günlerde bizimkilerin Nurten Teyze ve Süleyman Amca ile araları epey kaynaştı, Süleyman Amca ve Nurten Teyze'de kendi hayatları ile ilgili anılarını, yaşamlarını bizimkilerle paylaştılar ve güzel bir dostluk kurulmuş oldu...

Onları tanıyalı neredeyse 1 yıl geçti ve Süleyman Amcayı dedem olarak görmeye başlamıştım, çok iyi bir insandı ve  yüzü pek gülmese de çocukları severdi...Torunları uzaktaydı ve göremiyorlardı, torun hasretini benimle gideriyorlardı bende anneanne ve dede şefkatini onlardan görüyordum,  iyiden iyiye alışmıştık birbirimize ...
Bana hep '' sen kudretli, eli şifalı, yüzü nurlu, kalbi pak bir kız olacaksın, sen Ermiş soyundan gelmektesin tamam mı '' derdi, bende her defasında ''tamam'' derdim ama bende senin gibi arapça yazılar yazacağım, bana da öğret, sen çok güzel resimler yapıyor ve arapça yazıyorsun Süleyman Dede yoksa sende benim gibi ressam mı olmak istiyorsun''  dememle yüzü gülmeyen adamı kahkahalara boğuyordum ve dayanamayıp cam şişe içerisindeki  kendi yaptığı özel safran mürekkeplerini ve ucu kesik divit kalemini de kullanmama izin veriyordu. Bana ilk yazdırdığı isim ''الله'' yani Allah lafzıdır ve ilk gün yüzlerce, belki de binlerce kez yazmaya doyamadığım kelimedir. Sonra ''ﷴ'' Muhammed ve sonrada 7 meleğin isimlerini arapça yazmayı öğretti lakin bunları evde yazmamam konusunda beni uyardı ve kimsenin görmemesi gerektiğini eğer sözünü dinlersem bana çok merak ettiğim zatların kim olduğunu göstereceğini söyledi, bende kabul ettim ve artık bir anlaşma yapmıştık ''bu bizim gizli sırrımız olacaktı'' .


Yorum Gönder

3 Yorumlar

  1. Bekliyorum heyecanla ne zaman yayınlanır acaba

    YanıtlaSil
  2. 4 bölüm ne zaman yayınlanır admin

    YanıtlaSil
  3. konular derin ve geniş olduğu için arkadaşlar sıkı bir inceleme gerekiyor yazarımız konuyu getirince yayınlayacağım. Teşekkür ederim

    YanıtlaSil

Göstermiş olduğunuz ilgi İçin Teşekkür ederiz. Yorumlarınız olursa En kısa sürede Cevaplamaya çalışacağız.Sevgiyle kalın.