Yıl 1887 Babaannemin Yaşadığı Sır Dolu Hayatı (3) Yağmurlar yağıp gök gürlediğinde......


Yıl 1887 Babaannemin Yaşadığı Sır Dolu Hayatı (3) Yağmurlar yağıp gök gürlediğinde......


Sabahın ilk ışıkları, odamın camından içeriye doğru süzülüyor odanın bazı karanlık bölümleri de bu ışıkla birlikte loş bir görüntü alıyordu. Her zamanki gibi yatağımı, yorganımı topluyorum. Aşağıya inip hazır kahvaltı sofrasına oturuyorum. Daha sonraları da anneme yardım edip bahçeleri suluyorum. Bu arada çiçekleri sularken aklıma hep karşı konaktaki çiçekler geliyor. Annem bana ‘’Kızım sen bu bahçeleri bir gün sulamazsan çiçekler ölür.’’ derdi ama neden o karşımızdaki konağın bahçesinin çiçekleri olduğu gibi duruyordu? Bu merakımı gidermek için bahçe sulamam bittikten sonra o konağın bahçesine gidecektim. Karar vermiştim… Bakıp bu meraktan kurtulacaktım ama bir türlü planlarım iyi gitmiyordu. Annem ‘’Hatice Teyzelere gideceğiz biraz acele et sulamayı bitir.’’ diye seslendi. Unutmuşum her salı Hatice teyzelerde tandır yakılır, ekmek yapılırdı. Neyse öğleye doğru mahallenin kadınları Hatice teyzelerde toplandılar. Ateşler yakıldı, çaylar demlendi… Bir yandan un elenip ekmekler yapıldı. Bir yandan da sohbetler ediliyordu derken akşamı buldurduk. Herkes kendine göre ekmek ve yufkaları alıp evlerine dağıldılar. Bizde Hatice teyzelere yardım edip etrafı topluyoruz. Bir ara Hatice teyze ‘’Halime annen dün gece seninle ilgili bir şeyler anlattı. Korkmuşsun sanırım, ben sana diyorum o evle ilgilenme, penceresine bakma ve kafandan at hiç düşünme diye… Bak hayal görmüşsün. Baban da bana kızıyormuş kızları korkutuyor diye... bir daha asla aklına getirip korkma, sen korktukça her şey üstüne gelir. Unutma bu dediklerimi!’’ diyerek bana nasihatta bulundu. Yorulmuştuk eve gidip uzanmak, dinlenmek ve akşama doğru da konağın bahçesine gitmek istiyordum.
Ama annem hiç böyle düşünmüyordu. Evde yapılacak işlerin olduğunu akşam yemeğinin yapılacağını mırıldanıp duruyordu.
Ben, bir yolunu bulup bahçemizin arka tarafından karşı konağın bahçesine geçtim. Bahçe çok güzeldi. İki tane akasya ağacı vardı. Yanında elma, zerdali ağaçları ve neredeyse bahçenin yarısı üzüm asmalarıyla doluydu. Bir sıra gül vardı. O kadar güzel açmıştı ki bizim bahçemizdeki güllerden daha diriydi. Ellerimle sarmaşıkları severek iç taraflara doğru geldim. Bahçenin giriş demir kapısından konağın giriş kapısına kadar yerlerde ayak basması için taş yolu vardı. Nasıl oluyordu da otuz yıldır boş duran bu konağın bahçesi ve bu taşları bu kadar düzenli duruyordu. İşte bunları düşünürken ( kafamdaki bütün sorularımın cevapları karşımda duruyordu. Çünkü o tüm mahallenin 35 yıl önce konuştuğu yeni gelinin mezarı karşımda duruyordu. Hep o büyük mezar taşını hayal ederdim ama şuan neredeyse ona dokunacak kadar yakınım ama korkuyorum… yanımdaki ağaç dallarının her zamankinden daha şiddetli hışırdadığını hissediyorum. Sanki rüzgar daha şiddetli esmeye başlıyor. Hava kararmaya başladı bile… dua ederek mezara doğru yaklaşıyorum. Yaklaştıkça içim ürpermeye başlıyor, bacaklarım titriyor. Mezarın üzerindeki çiçeklerin yeni sulanmış olduğunu fark ediyorum. Bir anda arkamdan bir ses bana seslendi ve gülümsedi: ‘’ çok güzel bir mezar değil mi ufaklık. ‘’  Korkuyla evet dercesine kafamı aşağı yukarı sallıyorum. Benim korktuğumu anlamış olacak ki Bana ‘’ Benden korkmana gerek yok. Ben bu evi ve bahçeleri koruyorum.’’ Dedi. İsmini sorduğumda ise Hasan yanıtını verdi. Ben de Hasan amcaya, karşı konakta oturduğumu söyledim ve çıkış kapısına doğru yöneldim. Demir bahçe kapısını açıp, dışarı çıktım. Kapıyı kapatmak için döndüğümde mezarın yanında kimse yoktu… Eve gittim. Annem ‘’yine nerelere kayboldun halime… Hani bana yardım edecektin. Baban birazdan gelecek. Hadi elini yüzünü yıka sofrayı hazırlayalım.’’ Dedi. Biz sofrayı hazırladıktan kısa bir süre sonra babam masaya oturdu ve yemek yemeye başladık. Ben babama, baba Hatice teyzelerden gelirken bahçemizin arka tarafından, karşı konağın bahçesine geçtim. Çok güzel bir bahçeyle karşılaştım. Güllerin arasından geçerken o yeni gelinin mezarını gördüm. Dua etmek için yanına gittiğimde elinde su bidonu olan bir amcayla karşılaştım. Bana korkma buraların ev ve bahçe bakımını yapıyorum dedi bende ismini sordum adının hasan olduğunu söyledi. Babam ile annem şaşkın bakışlarla birbirlerine baktılar. ‘’ ama öyle bir şey olamaz o Hasan 35 yıl önce öldü kızım ve bu mahallede başka hasan isminde biri yok.’’
Devam edecek…


2. BÜLÜM İÇİN TIKLA

Sosyal medyada paylaşmak için tıklayın;

Yorum Gönder

0 Yorumlar