Sabaha Karşı Tarladan Gelen Garip Ve Eğlence Sesleri Cinler Alemi (3) Tahtalı Harabe Ev



Sabaha Karşı Tarladan Gelen Garip Ve Eğlence Sesleri Cinler Alemi (3) Tahtalı Harabe Ev


Sabaha Karşı Tarladan Gelen Garip Ve Eğlence Sesleri Cinler Alemi “3”

Hatırlatma
Yemek bitiminde ablalarım anneme yardım eder sofrayı kaldırırlar, diğer ablalarımda çayı demlerlerdi. Babaannem köşesinde elinde Kur’an-ı Kerim okurdu babam ise yanı başında radyo dinlerdi bende abimle oyun oynardım. Çaylar içilir sohbetler yapılır ve yatma zamanı gelirdi. Aklımda yarın gideceğimiz o gizemli cinlerin çocuklarıyla yaşamış olduğu ev vardı. Ve biz o eve mutlaka gitmeliydik...

     Uzun bir gecenin ardından sabah ezan sesi ile uyanıyorum. Nenem daha önce kalkmış abdestini alıyor, annem ise babamın kahvaltısını hazırlıyor. Evin içi mis gibi pişi hamuru kokmuş… O kokuyu içime iyice çekiyorum. O kadar güzel kokuyor ki anlatamam. İşte öyle güzel sabahlardan bir tanesini yaşıyorum. Ama nedense içim de bir gariplik var. Sanki bir şeyler olacakmış gibi kalbim pırpır atıyor. Aklımda hep o eve gideceğim var ve bir an önce gitmeyi istiyorum.
Bu duygu nasıl bir duygu biliyor musunuz? Hani bir şey duyarsınız ille de onu yapmadan ya da görmeden duramazsınız ya, işte öyle bir şey..
     Arkadaşlarımla buluşma anımız yaklaşıyor. Ben sapanımı ve taşlarımı hazırlayıp, naylon ayakkabılarımı giyerek bahçeye çıktım. Bahçe kapımız açıktı. Hakan, İsmail ve Ahmet çoktan buluşup kapımızın önüne kadar gelmişlerdi bile… Yanlarında çıra ve sapanlar vardı. Çıraları evin içine girerken yakacaktık aydınlık olsun diye… Tüm bu tedbirlerimizi aldıktan sonra yola koyulduk. Tarladan geçiyoruz. Tarla öyle bir tarla ki bakımsız sadece ot ve kuru sert topraktan ibaret. Sağında solunda ağaçlar var: akasya ağaçları, iğde ağaçları ve zerdali ağaçları birde alabildiğince adam boyu çalılar işte… Böyle bir yerden geçiyoruz. Eğlenerek birazda ürkerek… Eve yaklaştık karşımızda harabe bir şekilde duruyor. Hava biraz kapalı, bulutlu evin etrafındaki kerpiç duvarlar yıkılmış. Tahtadan bahçe kapısı artık tamamı ile yıkılmış hatta çürümüş. Binlerce karıncalar üzerinde dolaşıyor. Önde en irimiz ve şişmanımız olan Hakan var, arkasında İsmail onun arkasında ben ve benim arkamda Ahmet ilerliyoruz. Evin önüne geldiğimizde önce yanımız da getirdiğimiz çıraları çıkarıp tutuşturduk. Kapı hafif aralıktı. Hakan kapıyı itekleyerek sonuna kadar açtı. Kapının açılırken çıkardığı gıcırtı hepimizi biraz daha ürküttü. Evin içine girmiştik. Evin içi hafif alacakaranlıktı. Çıranın ışığı ile aydınlanan karanlık yerlere baktığımızda salonun köşesinde üst kata çıkan tahta basamaklı merdiveni gördük. Salonda üç kapı daha vardı. Önce o odalara bakalım sonra üst kata çıkalım dedik. odaların kapıları sağlamdı ama tahtalar nemli gibi ve tuhaf kokuyordu. Benim önce o karanlıkta çıranın aydınlattığı tavan köşelerindeki kocaman örümcek ağlarının olduğu dikkati mi çekmişti. Herkes bir yerlere bakıyor, bir şeyleri inceliyordu. Bu arada hakan odanın birine girmiş bize bağırıyordu: ‘’Buraya gelin, buraya gelin!’’ bizde hemen odanın içine girdik. Hepimiz birden çıraları aynı yöne doğru tuttuk. Odanın ortasında kocaman bir yer sofrası vardı. Üzerinde tabak, çatal ve bardak duruyordu. Aklıma besime halanın anlattıkları geldi. Evde acaba cinler mi vardı? Ürperdik hakan çatalı eline alıp ‘’bu paslanmış, bardaklarda kirli…’’deyince biraz rahatladık. Hakan, siz buralara bakın ben üst kata çıkacağım deyip çırayla birlikte tahta merdivenlere çıkmaya başladı. Her basamağa basışında gıcır gıcır sesler çıkıyordu. Neredeyse tahtalar çökecek gibiydi ve düşündüğüm başıma geldi. Son basamağa geldiğinde çok iyi hatırlıyorum büyük bir gürültü koptu ve hakanın bir bacağı kırılan basamağın arasında kaldı. Aramızda bir o kuvvetliydi. Onu oradan nasıl çıkaracağımızı şaşırdık. Ben çıraları tutarken İsmail ve Ahmet onun kollarından tutup bir şekilde oradan bacağını kurtardılar. Hakan o halde bile yılmadı devam etti ve üst kata kadar çıktı. Biz merdiven basamağı kırık olduğu için yukarı çıkmadık. Üçümüz bir arada elimizde çıralar sağa sola bakıyoruz, birden yukardan hakan yüksek sesle gelme, gelme!.. diye bağırmaya başladı. Öyle bir bağırıyordu ki biz ne yapacağımızı şaşırdık ve dışarıya kaçtık. Herkes bir yerlere dağılmıştı. ben kendimi evin yan tarafındaki derede buldum. Elimdeki sapan ve çırada düşmüştü. Ahmet ve İsmail’den zaten ses yoktu. Çocukluk aklı ile oradan hızla kaçmaya başladım. İleride ahırda çalışan komşular vardı. Benim bu telaşımı görünce işlerini bırakıp ‘’ne oldu, ne bu telaş?’’ dediler ben durumu anlatıp eve doğru koşmaya devam ettim. Annemi bahçede görünce dünyalar benim olmuştu. Sığınacağım limana gelmiştim. Peki hakan ne olmuştu? Anneme olanları bir bir anlattım annemde hakanın evlerine doğru telaşla gitti. Birkaç saat sonra annem ve babam eve geldiler. Bana bir şey söylemiyorlardı ama ben hakanı merak ediyordum.
    Akşam yemeğinden sonra annem ve babam tekrar hakanlara gittiler. Geceye doğruydu… Gecenin o sessizliğini bozan garip hayvan sesleri kulaklarımı çınlatıyordu. Çok ürkütücü ve yorucu bir gün geçirmiştim. Bu arada annem ve babam eve gelmişlerdi. Annem beni kucağına alıp ‘’oğlum sakın bir daha böyle şeyler yapmayın, bilmediğiniz yerlere gitmeyin, bahçemizden sular mı çıktı oturun burada oynayın. Bak hakanın başına gelen hepinizin başına gelseydi ne olacaktı?’’ diyerek beni okşayarak uyutmuş olmalı ki gözümü açtığımda sabah olmuştu. İlk defa ezan sesini duyamadım. Annemin o pişi yapmasını göremedim öyle bir uyumuşum ki adeta hiçbir şey olmamış, hiçbir şey yaşanmamış… Biz hakanı orada hiç bırakmamış gibi olalım istiyordum. Ama olmadı biz hakanı orada yalnız bırakmıştık ve kaçmıştık. Bu gerçeklerden nasıl kurtulup hakanın yüzüne nasıl bakacaktık…
    Annemle birlikte ders kitaplarımı hazırlayarak okula doğru yola çıktık. Hakanların evi bizim iki ev üstteydi. Onlar bizden önce çıkmışlar, yüz metre önümüzden annesiyle beraber gidiyorlardı. Arkalarından hakan, hakan diye bağırdım ve ona doğru koşmaya başladım. Hakan benim sesimi duyunca geriye döndü. Döndüğünde gözlerime inanamadım. Hakanın ağzı yana doğru kaymış dudakları şişmişti. Ona o halde Sarılmaya bile cesaretim yoktu. Korktum... Ben evet korkaktım. Arkadaşımdan bile korkmuştum. Nasıl öyle o hale geldiğini bilemedim. Daha sonra çarpıldığını söylediler. Okulda hiç birimiz  ders yapamadık. Hakanın etrafında toplandık. Adeta günah çıkartırcasına bir Ahmet sarılıyor bir İsmail sarılıyor bir ben sarılıyorum… Ama sarılırken ben yine korkuyorum acaba içine cin mi girdi de böyle oldu diye düşünüyorum…DEVAM EDECEK

CİNLER ALEMİ 4 OKUMAK İÇİN TIKLA
okuokubil.com

Sosyal medyada paylaşmak için tıklayın;

Yorum Gönder

2 Yorumlar

  1. Sabırsızlıkla bekliyorum..şahane bir anlatım gayet sahneleyici ve sürükleyici,teşekkürler.. .

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ederim mestiyar kardeşim

    YanıtlaSil

Göstermiş olduğunuz ilgi İçin Teşekkür ederiz. Yorumlarınız olursa En kısa sürede Cevaplamaya çalışacağız.Sevgiyle kalın.