Mevlana Torunuyum Uğraşma Dedim

Mevlana Torunuyum Uğraşma Dedim

Sanırım on yıl olmuştur anlatacağım anım... Bir sırlar dünyası gibi ya da okuduktan sonra adını siz koyun. Başımdan geçen o kadar komik olayların sadece bir tanesi bu...

Ayakkabı dünyasında çalışıyoruz. Her ay İstanbul Dünya Ticaret merkezinde ürün koleksiyonuna bakmak, seçmek, sipariş vermek için gideriz. Yaklaşık on beş kişiyiz, koordinatörümüz Canan Hanım mağaza müdürümüz Metin Akbacakoğlu, erkek reyon şefi Mehmet Yeniay, çocuk reyon şefi Kadir Keçeci, terlik reyon şefi Doğan Yılmaz, spor reyon şefi Arif Ahat, ulus ayakkabı dünyasından spor reyon şefi Oktay ve ismini sayamadığım arkadaşlar... Sabah erken saatlerde şaşmaz merkez depomuzun bahçesinde buluşup İstanbul'a gitmek için yola koyulduk. Her şey yolunda güle güle gidiyoruz, işimizi bitirip güle güle geliyoruz ama işte her şey bundan sonra başlıyor. Oktay arkadaşımız bana Mustafa Bey öğlen yemeğinde "senin karşına oturup eti en çok ben yiyeceğim, sana yedirmeyeceğim" diyor bu söyleyiş devam ediyor diğer arkadaşlar da Oktay'a katılıp güya beni kızdıracaklar. Sürekli bir ondan yana olmalar falan, ben sürekli şu cümleyi söylüyorum "bak Oktay ben mevlana torunuyum benle uğraşma" diyorum.
"Başına gelmedik kalmaz, o eti sen yiyemezsin" Gene gülüşmeler, kızdırmacalar ama benim tek dediğim "ben mevlana torunuyum" o kadar. Evet, yol devam ediyor. Yemek yiyeceğimiz İsmail'in yeri Bolu dağına az kaldı. Metin Akbacakoğlu telefonla arayarak "yaklaştık bizim etleri pişirin geliyoruz" dedi. Tabi eti duyunca bende bir heyecan ki sormayın, bir ara arka taraftan bir ses duyduk. Oktay kendine gel aa bi baktık bizim Oktay'ın rengi bembeyaz ve titriyor ama nasıl titriyor bir görseniz biraz sonra kendine geldi ama renk bembeyaz adeta gidici gibi, neyse İsmail'in yerine geldik. Hepimiz aşağıya indik ama Oktay'dan ses yok "siz gidin ben gelemeyeceğim" diyor ama hala titriyor. Onu arabada bırakmak zorunda kaldık. Biz bize hazırlanan masalara oturduk, siparişlerimiz geliyor.. Oktay kafasını cama yaslamış titreyerek bize bakıyor. Ufak ön atıştırmalardan sonra ana yemek ET geldi, elime pirzolayı aldım Oktay'a doğru göstere göstere kemiği sıyırıyorum. Hani demişti ya "karşına oturacağım, sana et yedirmeyeceğim" diye.. İşte adeta çarpıldı, kendisi yiyemedi. Tabi arabaya oturduk kimsede çıt yok millet korktu dediler ki "bu gerçekten mevlana torunu, bizi de çarptıracak" sustular! Ankara'ya geldik, evlere dağıldık günlerden pazar, ertesi günü merkeze gideceğiz toplantımız var ve biz hepimiz tekrar merkezdeyiz ama inanın Oktay hala titriyor. Oturduğu yere gittim, sağ elimle Oktay'ın sırtını sıvazlayıp ali, veli, ismail bırakın çocuğu artık deyip ben üst kata çıktım. Aradan bir saat geçti aşağıdan nasıl sesler geliyor inip baktığımda Oktay boynuma sarılıp "abi sana çok teşekkür ederim kurtuldum, beni kurtardın" demez mi? "Allahım" dedim bu nasıl bir iş otobüste tutturdum Ankara merkezde bıraktırdım. Olayı yaşayanlar hala ayakkabı dünyasında çalışmaktadır. Sürekli telefonla konuşuruz, ben yokken bir araya gelip benim anılarımı anlatarak hem gülerler hem düşünürler. İşte artık adını siz koyun gerçekten bir insanın hakkını almak için çaba göstermek ne kadar yanlış ona karar verin.


Yorum Gönder

2 Yorumlar

  1. Okudum okumasına ve ilginç olan şuan dışarıdan duyduğum ney sesleri...Gelde inanma 🤐

    YanıtlaSil

Göstermiş olduğunuz ilgi İçin Teşekkür ederiz. Yorumlarınız olursa En kısa sürede Cevaplamaya çalışacağız.Sevgiyle kalın.